22 Aralık 2012 Cumartesi

Adı Olmayan Hikaye


   Kitabı açtığı anda, adeta büyülenmişti. Kendini frenleyemeden, ilk elli sayfayı okumuştu bile. Elli üçüncü sayfanın sonlarına doğru, minicik bir delik farketti. Sayfayı çevirdi, delikten baktı. Emin olmalıydı halüsinasyon olmadığına; malum dün gece yine alemler…
Sayfayı çevirince farketti ki; kitabın sonraki tüm sayfalarında aynı minicik delik var. Düşündü. Ne olabilirdi o deliğin sebebi?
“Her neyse” dedi. Eski kitaptı sonuçta. Takılıp düşünmeye ve konsantrasyon bozukluğuna değmezdi. Zaten çok da uykusu vardı. Az birşey okuyup uyumaktı planı. Sabah erken iş, güç, eğlence, her neyse…
Elli sekizinci sayfaya geldiğinde, kitabı tek elinde rahat tutabilmek için kat 
ladığı sırada birşey farketti. Elli dokuzuncu sayfadaki delikten bir kitap kurdu kafasını gösterdi. İstemdışı ve kısmen bilinçaltından gelen bir dürtüyle kurda “sen de kimsin bakayım?” dedi.
Kitap kurdu cevap verdi: “sen kim oluyorsun da benimle acıma ve küçümseme içeren bir ses tonuyla konuşabiliyorsun?”
Şaşkınlık vericiydi. Artık neredeyse emindi halüsinasyon gördüğüne. Az once orada olmayıp, şu anda orada varolan bir kitap kurdu vardı sonuçta. Garipti. Hadi kitap kurdu varmış ama görmemiş. E, kitap kurtları konuşurmuydu?
Kitap kurdu:”Hayırdır, neye şaşırdın? İnsanlar bundan yıllar önce üst üste hayvanlar bindirip, çeşitli müzik aletleri çaldırıyorlardı. Şimdi ben konuştum sıkıntı mı oldu?”
O: “ Hayır, sıkıntı olmadı da ; şimdi seni görünce ufak bir sıkıntı yaşadığımı düşünmeye başladım.”
Kurt:”Merak etme; birşey olmaz. Hacim olarak büyüksün. Sana zarar veremem. Neyse çok konuşma da gelelim benim kim olduğuma. Ben bu kitabın kurduyum. Aslına bakarsan, ben gelmiş geçmiş tüm kitapların kurduyum. Gücüm de buradan gelir. Gelmiş geçmiş her kitabı ve tüm detaylarını bilirim ben. Bu yüzden kutsalım, bu yüzden yüceyim. Bu yüzden bana saygı duymalı ve benden korkmalısın. Ama; az önce de dediğim gibi, korkmana gerek yok.”

“Herhalde delirmiş bu küçük kurtçuk yalnızlıktan“ diye düşünmeye başladı. Kim bilir kaç zamandır yalnızdı bu kurtçuk. Hem de ne kadar yaşlıymış. Bunamıştır büyük ihtimal. Saçma sapan konuşması da büyük ihtimal bu yüzdendir.

Kurt:”Gücümden dolayı yapabileceğim şeylerin sınırı yok. Şimdi sana iki adet dilek hakkı veriyorum. Neden iki olduğunu sakın sorma. Cevabını anlamazsın. Sen sadece dileğini dile. İşin bitince de beni ve kitabı, aldığın kitapçıya geri götür ve rahat bırak.”

Ne kaybederdi ki iki dilek dilese? Belki de sonunda onun yüzüne gülmüştü şans. Belki de sonunda onun da hayatı birşey ifade edecekti. O da zengin olacaktı. O da yat, kat, mal, mülk sahibi olacaktı.
O:”Madem öyle, diliyorum ilk dileğimi hazır mısın?”
Kurt, mikroskobik bir kafa sallayışla onayı verdi.
O:”Bugüne kadar yazılmış kitapların; en bilgi dolu olanını istiyorum.”
Kim bilir kaç paraya satılırdı o kitap.
Kurt:”Kime gore?”
O:”Ne kime göre?”
Kurt:”Kime gore en bilgi dolu olanını istiyorsun?”
O:”İsmet Badem.”
Kurt:”Dalga mı geçiyorsun?”
O:”Evet.”
Kurt:”Aferin. Aynen devam et.”

O anda uyandı ve hepsinin rüya olduğunu farketti.
Hemen saatine baktı. “Ben ne hata yaptım” diye düşündü, kendi kendine. Nasıl izin vermişti tüm ailesinin dağılmasına. Nasıl izin vermişti, yıllar içinde tüm hayatının elinden kayıp gitmesine. Nasıl izin vermişti; kız kardeşinin ölümüne; babasının huzur evine yerleştirilmesine; bir deste oyun kağıdındaki cinsiyetli kartların, hayatını bu kadar altüst etmesine? Bunların hepsi birer hataydı. Hem de çok büyük hatalardı. Acaba artık yeter miydi? Artık uyanmalı; daha da geç olmadan elinde kalan son paralarını devamlı bir geçim kaynağına dönüştürmeli miydi? Bilmiyordu ki nasıl yapacaktı. Yıllar sonra babasına gidip yanına gelmesini istese, babası kabul eder miydi? Artık affedilme zamanı gelmiş miydi?

O anda kitap elinden düştü. Üşengeç bir tavırla oflayıp pofladı her zaman ki gibi. Zaten ne zaman angarya bir iş olduğunu düşünse, oflayıp poflardı. Tarz oluşturmuştu kendince. Adını da ‘üşen-geç’ koymuştu. Her şey çok güzeldi. Önce üşeniyor, sonra o konuyu geçip hayatına devam ediyordu. En azından bugüne kadar öyle yaptı.
Üşendi kız kardeşini havaalanından almaya; öldü. Ama kız kardeşi taksi yerine onun arabasına binseydi, belki ikisi de ölebilirdi. Havaalanına gitmeye üşenerek, en azından kendisini kurtarmış oldu; kendi kendini kandırma mekanizmasını mükemmelleştirmiş zihninde. Geçti konuyu bu şekilde.
Üşendi evde fazla alkol aldıktan sonra odasına çıkıp yatmaya. Salonda yatmaya karar verdi. Fakat; salonda içkisini içtiği masadan koltuğa geçerken çıkarttığı gürültüden dolayı babası uyanmıştı. Babası çok zor yürüyordu. Yine de oğlunun iyi olup olmadığına bakmak için salona gelmişti yatağından. Baba yüreği. Zaten çok üzülüyordu oğlunun bu içki sorununa ve hayatı boşvermişliğine. Bu üzüntüyü düşünerek salona giderken farkında olmadan çok ses çıkarmış olacak ki; oğlu uyanmıştı salona geldiğinde. Fakat; aşırı sarhoş olduğu belli oluyordu. Ses yaptığı için babasına bağırıp çağırmaya başladı.
Baba gözlerine inanamamaktadır. Oğlu; artık oğlu değildir. Doğduğundan beri gözlerinin içindeki insan artık gitmiştir. Kalbi parçalanmıştır. İnandığı her şey yerle bir olmuştur. Oğlu, üzerine yürümektedir. Gözlerine bakıp artık canı için dilenmek tek çare gibi gözükmektedir.
Aslında, emin değildir artık yaşamak istediğine. Oğlunu o halde görmüştür. Daha doğrusu artık oğlunu görememektedir o gözlerde, yemyeşil gözlerde. Yine de konuşmaya karar verir:” Oğlum! Sakin ol, ne olur. Benim baban. Hatırlasana ilk okul gününde seninle gelmiştim de; ‘Babacım hep yanımda ol, olur mu?’ demiştin. Bak yavrum yanındayım. Ne olur kendine gel.”
Haykırışlarından sonra hafif bi dayak sonrası bayılan baba, gözünü açtığında hastanededir ve o zamandan beri çocuğu yoktur artık onun için. Ölmüştür. Alkole kurban gitmiştir. Acısını kalbine gömmüş; üzerine toprağı örtmüştür.
O’nun için, bu durum da bu şekilde geçmiştir; babasını dövdükten sonra biraz hapis yatıp çıkmıştır.

Kitabı yerden aldı, açık olan sayfaya baktı. Gözüne bir dörtlük ilişti; sayfanın tam ortasında durduğu için.


“Aslında hata düşkünüyüm;
 Yeterince tecrübe içeriyorsa.         
 Ama, hata yapmayı sevmem;
 Sonunda hayatım değişmiyorsa.”


Anladı. Hatalar yapılır; fakat, hata kötü değildir. Öğreticidir. Hatadır, insan hayatına açı veren. Hatadır; gerektiğinde açıları yönlendiren, vareden, yokeden. Hatadır; hayatımızın ‘şerit boyası’ . Bizi yolda tutar, sapmamızı engeller.
Aynı zamanda mükemmel fırsattır, hata. İnsana fırsat sunar. Yeni başlangıç fırsatı, eskiye dönüş fırsatı, iyiye yö