Kitabı açtığı anda, adeta büyülenmişti. Kendini
frenleyemeden, ilk elli sayfayı okumuştu bile. Elli üçüncü sayfanın sonlarına
doğru, minicik bir delik farketti. Sayfayı çevirdi, delikten baktı. Emin
olmalıydı halüsinasyon olmadığına; malum dün gece yine alemler…
Sayfayı çevirince farketti ki; kitabın sonraki tüm
sayfalarında aynı minicik delik var. Düşündü. Ne olabilirdi o deliğin sebebi?
“Her neyse” dedi. Eski kitaptı sonuçta. Takılıp düşünmeye ve
konsantrasyon bozukluğuna değmezdi. Zaten çok da uykusu vardı. Az birşey okuyup
uyumaktı planı. Sabah erken iş, güç, eğlence, her neyse…
Elli sekizinci sayfaya geldiğinde, kitabı tek elinde rahat
tutabilmek için kat
ladığı sırada birşey farketti. Elli dokuzuncu sayfadaki
delikten bir kitap kurdu kafasını gösterdi. İstemdışı ve kısmen bilinçaltından
gelen bir dürtüyle kurda “sen de kimsin bakayım?” dedi.
Kitap kurdu cevap verdi: “sen kim oluyorsun da benimle acıma
ve küçümseme içeren bir ses tonuyla konuşabiliyorsun?”
Şaşkınlık vericiydi. Artık neredeyse emindi halüsinasyon
gördüğüne. Az once orada olmayıp, şu anda orada varolan bir kitap kurdu vardı
sonuçta. Garipti. Hadi kitap kurdu varmış ama görmemiş. E, kitap kurtları
konuşurmuydu?
Kitap kurdu:”Hayırdır, neye şaşırdın? İnsanlar bundan yıllar
önce üst üste hayvanlar bindirip, çeşitli müzik aletleri çaldırıyorlardı. Şimdi
ben konuştum sıkıntı mı oldu?”
O: “ Hayır, sıkıntı olmadı da ; şimdi seni görünce ufak bir
sıkıntı yaşadığımı düşünmeye başladım.”
Kurt:”Merak etme; birşey olmaz. Hacim olarak büyüksün. Sana zarar
veremem. Neyse çok konuşma da gelelim benim kim olduğuma. Ben bu kitabın
kurduyum. Aslına bakarsan, ben gelmiş geçmiş tüm kitapların kurduyum. Gücüm de
buradan gelir. Gelmiş geçmiş her kitabı ve tüm detaylarını bilirim ben. Bu
yüzden kutsalım, bu yüzden yüceyim. Bu yüzden bana saygı duymalı ve benden
korkmalısın. Ama; az önce de dediğim gibi, korkmana gerek yok.”
“Herhalde delirmiş bu küçük kurtçuk yalnızlıktan“ diye
düşünmeye başladı. Kim bilir kaç zamandır yalnızdı bu kurtçuk. Hem de ne kadar
yaşlıymış. Bunamıştır büyük ihtimal. Saçma sapan konuşması da büyük ihtimal bu
yüzdendir.
Kurt:”Gücümden dolayı yapabileceğim şeylerin sınırı yok.
Şimdi sana iki adet dilek hakkı veriyorum. Neden iki olduğunu sakın sorma.
Cevabını anlamazsın. Sen sadece dileğini dile. İşin bitince de beni ve kitabı, aldığın
kitapçıya geri götür ve rahat bırak.”
Ne kaybederdi ki iki dilek dilese? Belki de sonunda onun
yüzüne gülmüştü şans. Belki de sonunda onun da hayatı birşey ifade edecekti. O
da zengin olacaktı. O da yat, kat, mal, mülk sahibi olacaktı.
O:”Madem öyle, diliyorum ilk dileğimi hazır mısın?”
Kurt, mikroskobik bir kafa sallayışla onayı verdi.
O:”Bugüne kadar yazılmış kitapların; en bilgi dolu olanını
istiyorum.”
Kim bilir kaç paraya satılırdı o kitap.
Kurt:”Kime gore?”
O:”Ne kime göre?”
Kurt:”Kime gore en bilgi dolu olanını istiyorsun?”
O:”İsmet Badem.”
Kurt:”Dalga mı geçiyorsun?”
O:”Evet.”
Kurt:”Aferin. Aynen devam et.”
O anda uyandı ve hepsinin rüya olduğunu farketti.
Hemen saatine baktı. “Ben ne hata yaptım” diye düşündü,
kendi kendine. Nasıl izin vermişti tüm ailesinin dağılmasına. Nasıl izin
vermişti, yıllar içinde tüm hayatının elinden kayıp gitmesine. Nasıl izin
vermişti; kız kardeşinin ölümüne; babasının huzur evine yerleştirilmesine; bir
deste oyun kağıdındaki cinsiyetli kartların, hayatını bu kadar altüst etmesine?
Bunların hepsi birer hataydı. Hem de çok büyük hatalardı. Acaba artık yeter
miydi? Artık uyanmalı; daha da geç olmadan elinde kalan son paralarını devamlı
bir geçim kaynağına dönüştürmeli miydi? Bilmiyordu ki nasıl yapacaktı. Yıllar
sonra babasına gidip yanına gelmesini istese, babası kabul eder miydi? Artık
affedilme zamanı gelmiş miydi?
O anda kitap elinden düştü. Üşengeç bir tavırla oflayıp
pofladı her zaman ki gibi. Zaten ne zaman angarya bir iş olduğunu düşünse,
oflayıp poflardı. Tarz oluşturmuştu kendince. Adını da ‘üşen-geç’ koymuştu. Her
şey çok güzeldi. Önce üşeniyor, sonra o konuyu geçip hayatına devam ediyordu.
En azından bugüne kadar öyle yaptı.
Üşendi kız kardeşini havaalanından almaya; öldü. Ama kız
kardeşi taksi yerine onun arabasına binseydi, belki ikisi de ölebilirdi.
Havaalanına gitmeye üşenerek, en azından kendisini kurtarmış oldu; kendi
kendini kandırma mekanizmasını mükemmelleştirmiş zihninde. Geçti konuyu bu
şekilde.
Üşendi evde fazla alkol aldıktan sonra odasına çıkıp
yatmaya. Salonda yatmaya karar verdi. Fakat; salonda içkisini içtiği masadan
koltuğa geçerken çıkarttığı gürültüden dolayı babası uyanmıştı. Babası çok zor
yürüyordu. Yine de oğlunun iyi olup olmadığına bakmak için salona gelmişti
yatağından. Baba yüreği. Zaten çok üzülüyordu oğlunun bu içki sorununa ve hayatı
boşvermişliğine. Bu üzüntüyü düşünerek salona giderken farkında olmadan çok ses
çıkarmış olacak ki; oğlu uyanmıştı salona geldiğinde. Fakat; aşırı sarhoş
olduğu belli oluyordu. Ses yaptığı için babasına bağırıp çağırmaya başladı.
Baba gözlerine inanamamaktadır. Oğlu; artık oğlu değildir.
Doğduğundan beri gözlerinin içindeki insan artık gitmiştir. Kalbi
parçalanmıştır. İnandığı her şey yerle bir olmuştur. Oğlu, üzerine
yürümektedir. Gözlerine bakıp artık canı için dilenmek tek çare gibi
gözükmektedir.
Aslında, emin değildir artık yaşamak istediğine. Oğlunu o
halde görmüştür. Daha doğrusu artık oğlunu görememektedir o gözlerde, yemyeşil
gözlerde. Yine de konuşmaya karar verir:” Oğlum! Sakin ol, ne olur. Benim baban.
Hatırlasana ilk okul gününde seninle gelmiştim de; ‘Babacım hep yanımda ol,
olur mu?’ demiştin. Bak yavrum yanındayım. Ne olur kendine gel.”
Haykırışlarından sonra hafif bi dayak sonrası bayılan baba,
gözünü açtığında hastanededir ve o zamandan beri çocuğu yoktur artık onun için.
Ölmüştür. Alkole kurban gitmiştir. Acısını kalbine gömmüş; üzerine toprağı
örtmüştür.
O’nun için, bu durum da bu şekilde geçmiştir; babasını
dövdükten sonra biraz hapis yatıp çıkmıştır.
Kitabı yerden aldı, açık olan sayfaya baktı. Gözüne bir
dörtlük ilişti; sayfanın tam ortasında durduğu için.
“Aslında hata düşkünüyüm;
Yeterince tecrübe
içeriyorsa.
Ama, hata yapmayı
sevmem;
Sonunda hayatım
değişmiyorsa.”
Anladı. Hatalar yapılır; fakat, hata kötü değildir.
Öğreticidir. Hatadır, insan hayatına açı veren. Hatadır; gerektiğinde açıları
yönlendiren, vareden, yokeden. Hatadır; hayatımızın ‘şerit boyası’ . Bizi yolda
tutar, sapmamızı engeller.
Aynı zamanda mükemmel fırsattır, hata. İnsana
fırsat sunar. Yeni başlangıç fırsatı, eskiye dönüş fırsatı, iyiye yö
